3 Mart 2012 Cumartesi

Gülerken Ağlamak ( Ya Da Sen Ağlasanda Gül)

Zorundasın... Büyümek ve  mutluluktan ziyade yaşayabilmek için fedakarlık yapmaya... Acı ki artık saçma sapan davranışlar, o tatlı kimsenin yadırgamayacağı özgürlükler sona ermeli. Ermek de zorunda... Ayakta sapasağlam durabilmek için, yakınları mutlu edebilmek, rahatlatabilmek için....
Senin isteklerin mi? İnan bu kimsenin umurunda bile değil olmayacak... Kork evet gerekiyorsa kork ama hayat bu güçlü olmayı öğreneceksin!

Adil bir dünya yok ki... İnan yok; herkes kendine endeksli. Herkes bencil... İnan insanlık ölmüş... Ölmüş de ağlayanı yok. Dolayısıyla sen sen ol kendinden başkasına güvenme... Zor evet, ama güçlü görün. Sağlam bas ayaklarına... Tek başına kimseye muhtaç olmadan sürdür mücadeleni. Ki zamanı geldiğinde hayatın sürprizleri seni ezip geçmesin....

Haklısın boş öğütler gibi geliyor kulağa yani nedir ki diyebilirsin... Nedir ki bu kadar zırvalamanın sebebi? Sebep... Her gün her saniye her salise geçtikçe hayatın  oyunlarını zalimce oynaması. Kaçış yolu, en az sıyrıkla atlatmanın yolu zorunda olmak. Fedakarlığa hazır olmak.. Güçlü olup kimseye muhtaç olmamak.


Bir insanı değerlendirmenin en iyi yolu, konforlu ve mantıklı bir ortamda nasıl davrandığına değil, mücadele ve uyuşmazlık durumunda nasıl bir duruş sergilediğine bakmaktır. 

Martin Luther King

12 Eylül 2011 Pazartesi

Çelişkiler

Hiç ağlarken güldün mü. Hiç canın acırken sevdin mi. Hiç çok severken nefret ettin mi.

Çelişkiler... Acı veriyor değil mi. Haklısın komik olanları da mevcut. İnsanların doğruyla yalanını karıştırmasıyla yaptıkları oldukça komik çelişkiler ancak; hepsinde acı var. Çelişkiler yanlarında acıyı getiriyor. Sahibine ya da maruz kalana... Ama acı veriyor hep...

Çelişkilerden uzak kalman temennisiyle görüşmek üzere.

9 Eylül 2011 Cuma

Kelebek

Şarkıya hikaye olsun diye yazıyorum, art niyet arama işte...

Bir kelebek girdi evime. Önce korktum. Ama kanadını açıp uçmaya başlayınca güzelliğine aşık oldum. Bardakla üstünü kapatıp tam evden dışarı, onu özgür kılmak için bırakacakken; çok bitkin, yorgun deyim yerindeyse kanadı kırık görünce içim acıdı.


Evimde serbest bıraktım ben de... Uçtu uçtu... Ne yer ne içer bilmem ki diye düşünürken en iyisi açık büfe yapmak deyip mutfağa götürdüm minik kelebeği. Her şey senin istediği al diyerek. 


Kelebek yedi, içti, güçlendi. Kocaman, güçlü, mutlu bir kelebek oldu. Ama sıkıldı... O güzel şey, dört duvarda yaşamaktan sıkıldı. Ağladı. Ve ben onu özgür bıraktım. O beni yalnız bıraktı.


Minik kelebek artık özgür. Artık kendi ayakları üzerinde, kendi savaşını veriyor. Umarım iyisindir kelebek çünkü ben hiç değilim. Gel gene uç evin en güzel yerinde, inan çok özledim....


Büyük Ev Ablukada- En güzel yerinde evin:


Üzgünüm eskisi gibi değil lunapark
Bir yanıp bir sönerken
Hiç gitmemiş gibi ışıklar ama 
baksana bana gölgeme döndüm halim 
perişan, bir yanıp bir söner, bir yanıp bir söner, bir 
yanıp bir söner...
Hiç gitmemiş gibi ışıklar ama...

Sen nehirleri yataklarından ayırırdın da örterdin
üstümü,
hani yuvarlanıverirdi taşlar, hani canları isterse.
En güzel günleriydi onlar ama geri geleceklermiş
gibi değil.
Bu sefer,
mutsuzum ama keyfim yerinde.
Gel beraber diye değil.
Karanlık hurda bir eşyadır ve
en güzel yerinde durur evin.